Deneme

Beyefendi ve Hanımefendiler Olarak Var Olma Mücadelesi

Son zamanlarda meydana gelen eleştiriler ve olumsuzluklar üzerine, belki de ihtiyaca binaen “kadın ve aile”, “toplumsal hayatta kadın”, “çalışma hayatında kadının yeri”, “anne-çocuk ilişkisi”, “toplumsal hayatta kadınını rolü” gibi konu başlıkları sıkça tartışılmaya ve ön plana çıkmaya başladı. Peki; “Neden sadece kadın?”, “Erkeklerin hiç mi suçu yok?”, “Tesettür kadınlara farz, ama erkeklere değil mi?” gibi soruların kafanızda belirdiğini ve hezeyan içerisinde sorma isteğinizin oluştuğunu duyar gibiyim. Nitekim toplumumuzdaki bu çoğunluk ve serzenişlerin üzerine de yer yer bir kadın olarak benim içimde de susmayan seslerden biri de bu cümlelerden oluşmaktaydı yakın zamana kadar.

Kelimelerle insanları ötekileştirmek ya da ayrıştırmak gibi bir amaç gütmemekle beraber, meramımızı ifade etmek adına da olsa minimum ölçüde “cinsiyet” kavramının getirdiği bazı sözcükleri kullanmak zorunda kaldığımın farkına vardım öncelikle… “Kadın-bayan” veya “erkek-bay” sözcüklerinin yerine “Hanımefendi ve Beyefendi” sözcük kalıplarını tercih etmiş olmak, sanrım hem yazı dilinin anlaşılmasını hem de vermek istediğimiz toplumsal mesajı daha nahif ve anlaşılır olmasını sağlayacaktır.

Toplumda var olan bir “kadın” birey olarak neler yapabileceğimi düşündüm; ancak amacım hiçbir zaman içimdeki sesi susturmak olmadı.

– “Kendi adıma neler yapabilirim, kendimi nasıl düzeltebilirim ya da kendimi nasıl geliştirebilirim?”

– “Nasıl daha iyi bir hanımefendi olabilirim?”

– “Gelecekte çocuklarıma faydalı bir anne olabilmek için neler yapabilirim?” diye düşünmek ve tartmak adına oldu benim adımlarım; ne de olsa “Değişim, öncelikle insanın kendisinde başlar, sonrasında ise çevresine sirayet eder.”

Aile, bildiğimiz üzere kelime anlamı olarak “Toplumun en küçük yapı taşı” olarak bilinmektedir. Aileyi oluşturan temel yapı taşı bireyler ise öncelikle; anne ve babalardır. Onların tüm davranışları, etkileşimleri, yansıttıkları çocuklara sirayet ederek aile dinamiğini oluşturmaktadır. Peki bu dinamiği korumak için öncelikle bizlere düşen görevler nelerdir? Sonrasında da var olma mücadelesi içinde birlikte yol aldığımız eşlerimizle birlikte neler yapabiliriz?

Bu konuda bize en iyi rehber olacak ölçütler; ayetler, hadisler ve bunların rehberliğinde peygamberlerin, sahabe efendilerimiz-sahabe validelerimizin ve Efendimiz (s.a.v) ile zevcelerinin aile içerisindeki temel düsturları olacaktır. Nitekim çoğumuzun sıklıkla duyduğu; ancak uygulama konusunda çoğu etkenler (aile, çevre, yozlaşan toplum anlayışı, kalıplaşmış anlayış ve yaşam tarzları vb.) sebebiyle nefsimize ağır gelen şu ayetler; tüm konuya “fıtrat” bahsiyle açıklık getirmektedir:

– “Erkekler, (yeteneği oldukça ailede genel sorumlu olarak) kadınlar üzerine yönetici ve koruyucudurlar. Bu da Allah’ın kimini kimine (cihad, imâmet ve aile reisliği gibi şeylerde) üstün kılması ve bir de erkeklerin (onlara) mallarından sarfetme (görevinin bulunma)sı sebebi iledir. İyi kadınlar hem (gönülden) itaatli, saygılıdırlar.” (Nisâ / 34).

Ayetinin tefsirinde, hanımefendi ve beyefendilerin farklılıkları üzerine birbirlerini tamamlamaları, şu şekilde izah edilmektedir:

“…Ailede görevler bakımından erkek ve kadınların ayrı ayrı sorumlulukları, birbirine karşı hak ve vazifeleri vardır. Birinin diğerine karşı saygısızlık ve serkeşlik etme (sözlük anlamıyla; baş kaldırma), ezme ve eziyet etme hakkı yoktur. Aile, sevgi, saygı ve Müslümanca yaşamakla huzur bulur ve devam eder…” (1)

Konu ile ilgili Prof. Dr. Huriye Martı Hanımefendi, “Hakları ve Saygınlığıyla İslâm’da Kadın” adlı eserinde; sadece hanımefendilerle ilgili değil, hanımefendi ve beyefendilerin birbirleriyle olan ilişkisini şu şekilde yorumlamaktadır: (2)

– “Kadın ve erkek, yaradılıştan getirdikleri farklılıklar sayesinde birbirlerini tamamlayarak yeni iyilikler üretebilen bir potansiyele sahiptir. Onlar, böyle bir potansiyelle yaratılma noktasında eşdeğerdirler… Erkeği uzaklaştıran ve düşmanlaştıran ya da kadını ezen ve aşağılayan, kısacası insanı örseleyen bir algı, yeryüzünde iyilik ve imar faaliyetinin aksamasından başka bir işe yaramamaktadır.”

Ayrıca;

–  “Kadın ve erkek, Yüce Mevlâ’nın ifadesi ile birbirinin eksiğini giderip, açığını kapatan, bürüyüp koruyan birer örtü ya da elbise gibidir.” (Bakara /187) ayetinde de hanımefendi ve beyefendilerin farklılıklarına değil, birbirlerini tamamlayıcılıklarına açıklık getirmektedir.

Günümüz toplum yaşamını derinlemesine incelediğimizde; günümüzde belki de kadınlar üzerinden belirgin olarak fark edilen “ılımlı İslâm, modern, normalleştirilmiş, Yeni Nesil İslâm ve sekülerleşme” kavramlarının ortaya çıkışı, ailelerin varlığını, bireylerin sorumluluklarını sorgulamasına ve yeniden gözden geçirmesine neden olmuştur. (3) Bu durum, belki de aile kurumunun bireyselleşme ve topum tarafından yanlış algıya sebebiyet veren “özgürleşme” kavramının yerleşerek, aile kurumunun yozlaşmasına sebebiyet vermiştir. Bu hususta toparlamak ve yeniden bir çeki düzen vermek adına hanımefendi ve beyefendilerin, konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in aile yaşantısı ve aile bireylerinin bakış açısından istifade etmelerinde fayda olacaktır. Burada önemli olan husus; iki tarafın da hem kendi cephesinden hem de eşi penceresinden bakış açısına sahip olmasıdır.

Özet olarak bize düşen dersler nedir diye sorarsak;

– Yargılamayı bırakan, kendi düsturumuzu, duruşumuzu düzeltme üzerine düstur edindiğimiz bakış açısı elzem olmalıdır; Hanımefendiler olarak bizlerde fıtrat olarak eksik ne varsa onları tamamlamaya çalışmalıyız. Zira önyargı ve eleştirilerimiz çözümlerden çok, sorunları beraberinde getirecektir.

– Eşlerimizi ve çocuklarımızı, fıtratları, yaşadıkları ve deneyimleri ölçüsünde anlamaya çalışarak itidal içerisinde bir aile düzeni için belirleyici olmalıyız.

“Yuvayı dişi kuş yapar.” atasözünde anlatılan tanım tam da bahsettiğimiz konuya tercümanlık edecek nitelikte aslında, bir yandan tartışmalara da mahal verecek cinsten. Yuvanın tamamını elbette dişi kuş yapmayacak tabi; söylediğimiz gibi:

– Her birey fıtratının müsaade ettiği kadar!

– Hem salih bir beyefendi ile hayatlarımızı birleştirmek istiyor hem de saliha bir hanımefendi olmak istiyorsak, dikkat etmemiz gereken öncelikle “kendimizi yetiştirme” düsturu olmalıdır.

– Beyefendiler, helal rızık hususunda özenli davranmalıdırlar ki; evin huzurunu temin edebilsinler. Hanımefendiler de helâl daire ve rızık çerçevesinde eve destek olabilirler. Bu husus, hanımefendilerin kendini yetiştirip geliştirebilmesi için de önemli unsurlardan bir tanesidir.

– En önemlisi beyefendiler ve hanımefendiler, dünya ve ahiret saadeti verebilecek bir eğitimle birbirlerini ve evlatlarını yetiştirme düsturunda olmaya gayret etmelidir.

Eşlerimiz, evlatlarımız ile anlayışlı hatıralar, anlamlı izler biriktirerek; Salih beyefendiler, Saliha hanımefendiler olma çabasında bir ömür ile, şuurlu evlatlar yetiştirerek hayırlarla ve ebedi saadet ile bu dünyadaki yolculuğumuzu tamamlayabilmek duasıyla…

Kaynakça:

1) “Feyz’ül Furkân Tefsirli Kur’an -ı Kerim Meali ”, Prof. Dr. Hasan Tahsin Feyizli, Server Yayınları, (2022).
2) “Hakları ve Saygınlığıyla İslâm’da Kadın”, Prof. Dr. Huriye Martı, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, (2022).
3) “İslamcı Kadının Dönüşümü – Gündelik Hayat ve Sınırlar”, Esra Özdil Gümüş, Lejand Yayınları, (2022).

4) “Peygamberimizin Kızları – Gül’ün Gülleri”, Âdem Saraç, Erkam Yayınları, (2022).

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu