Deneme

Fener Maçına Gittik, Dostluk Kazandı

GENÇ Dergi Editörü Süleyman Ragıp Yazıcılar abi yıllar evvel bir Fenerbahçe-Trabzonspor maçına gitmişti. Bu maçta normal bir taraftarın ötesinde mana devşirmeye çalışan Süleyman abi o maçta hissettikleri ve gördükleri üzerinden bir yazı yazmış ve bu konuda seminerler vermişti. Ben de birkaç kez seminerini dinlemiş ve hayran kalmıştım.

24 Nisan günü kıymetli dostlarım Alper Doğan ve Mustafa Tuncay Fenerbahçe-İstanbulspor maçına gideceklerini söylediler. Mahmud Selim Şadoğlu kardeşim ile beni de davet ettiler. Hem Galatasaraylı olmam hem de çok ilgimi çekmemesi sebebiyle öncelikle pek oralı olmadım. Fakat sonra hem dostlarla anı olması hem de Süleyman abi örnekliği sebebiyle ben de maça gittim. İşte benim penceremden bir Şükrü Saracoğlu hatırası;

-Ben Galatasaray’ı tutuyorum. Fakat o gün bunu belli etmemem gerekiyordu. Maçta Fener öne geçti, taraftarın keyfi yerindeydi. Ben de sessizce maçı ayakta takip ettim. Kimsenin dikkatini çekmedi bu durum. Son dakikaya kadar. Son dakikada İstanbulspor golü bulunca ve maç berabere bitince herkes sustu ben başladım. “Böyle takım olmaz olsun, bıktık üzülmekten, yeter artık.” benzeri sinirli ama içimde taşkın bir sevinç ile bağırdım. Herkes yenen gole sinirlendiğimi sanıyordu oysa benim haykırışlarım bir yandan alaya almak bir yandan da üzüntülerini arttırmak içindi. Ben Fenerbahçe taraftarlığının münafığıydım. Yani olmadığım gibi görünüyordum. Moral bozuyor, boş konuşuyor ve iyi günde sessiz kalıp kötü günde daha ağır darbe indirmeye çalışıyordum kendimce. O yüzden medeniyetimizde kafirden daha tehlikelidir münafık. Allah şerlerinden korusun.

-Stada girerken önümüzdeki birkaç genç çok detaylı şekilde arandı. Sıra bize geldiğinde ise şöyle bir cebimize el attı polis sonra da geçin dedi. Şaşırdım. Mustafa Tuncay’a döndüm ve bizi neden aramadılar dedim. Cevap ibretlikti; “Bizde suç işleyecek tip yok abi.” Söylemlerimiz, eylemlerimiz bir yana duruşumuz ve etrafımıza yaydığımız enerji de çok önemli. Bu da ancak düzgün bir hayat tarzı ve yaratıcı ile sağlam kurulan bir ilişki sayesinde mümkün. Allah hesap gününde de turnikeden hızlı geçmeyi nasip etsin.

-Tam önümüzdeki oturakta küçük bir çocuk vardı. Maç boyunca elinde telefon, oyun oynadı. Sonlara doğru da uykum geldi diyerek ağladı. Babası ise boynuna atkı takıyor, arada tezahürata eşlik etmesi için kulağına eğilip şarkıları söylüyordu. Tek gayesi vardı, küçük yaşta Fener aşkını çocuğa aşılayabilmek. Babasının elinden tutmuş, Allah’ın evine gelmiş, orada koşturan, ses çıkaran, oyunlar oynayan, gülüşen küçük çocukları camiden kovanlar geldi aklıma. Ah dedim. Veballeri ne büyük bir bilseler…

-İlk yarıda İstanbulspor, Fenerbahçe kalesine pek gelemedi. Doğal olarak kaleciye de iş düşmedi. Ama ilk yarı boyunca kaleci ya kalenin önünde koştu ya da açma germe hareketleri yaptı. Ne yapıyor bu adam dedim yine Mustafa Tuncay’a. Isınıyor abi. Soğursa oyundan kopar, pozisyon olunca hareket edecek mecali kalmaz dedi. Vay be dedim içimden. Hayatımızda da rehavet, boş zaman insanın başına bela doğrusu. Böyle anlarda kendimizi geliştirmeye çalışmaz, şeytana fırsat verirsek sonrasında ne sıkıntılara ve yoğun tempoya karşı koyacak mecali buluruz kendimize ne de imtihanlar karşısında dik durabiliriz. Hayat mücadelesinde hareketsiz kalarak soğuyanlardan olmamak gerek. Aman dikkat!

-Fenerbahçe daha baskıcı bir oyun oynuyordu. İstanbulspor kalecisi ise sürekli oyunu soğutmaya çalışıyor, uzun uzun yerde yatıyor, topu oyuna geç sokmak için her yolu deniyordu. Böylece maçın hızlı akmasını engellemek ve Fenerbahçe’nin sistemli ve istikrarlı bir şekilde atak yapmasını engellemeye çalışıyordu. Hayatta da başarılı olmanın yolu bir işi bitirince başkasına koyulmak, iyilik ve güzellik yolunda sürekli uğraş içerisinde olmak değil mi? Peki şeytan ne demişti Rabbimize?

Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” (Araf Suresi 16. Ayet)

Yani biz dosdoğru yolda koşturmaya, gayret etmeye devam ettikçe oyunu soğutmaya çalışan, gel bir kereden bir şey olmaz diyen, namazını kılarsın ya sohbet ediyoruz işte dur şimdi kalkma siteminde bulunan, harama, sapkınlığa yönlendirip hedeften saptırmaya çalışan bol olacak. Dikkatli olmak gerek…

-Üst tribünde kule gibi bir alan vardı ve orada bir adam arkası dönük şekilde duruyor, sürekli taraftara doğru bazı işaretler yapıyordu. Maçla hiç ilgisi yok gibi duruyordu. Bu kim dedim Mustafa’ya. Amigo abi o dedi. Taraftarın tek ses olması için direktifler veriyor, enerjilerinin üst düzeyde kalması için çaba harcıyor. Devre arasında da amigoyu koridorda gördük. Ağır ağır ve kollarını iki yana açarak epeyce de kibirle yürüyordu. Etrafında belki 100 belki 200 kişi el pençe onu takip ediyordu. Vay be dedim. Lidersiz, öndersiz hiçbir şey olmuyor. Tek ses olabilmek, davanı gür bir seda ile yayabilmek, mantıklı ve doğru hareket edebilmek, düşmana karşı kuvvetli görünebilmek için bir önder, bir lider şart. Sesimizin tek, davamızın gür olması için en sevgilinin, kutlu nebinin sözlerine daha sıkı sarılmamız gerek. Önderimize selam olsun. “Allahümme salli ala seyyidinâ Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed”

-Maçta İstanbulspor lehine bir penaltı pozisyonu oldu. Hemen önümüzde gerçekleşen olayda açık ve net gördük ki top Fenerbahçeli oyuncunun eline çarptı. Eyvah dedi Mustafa, kesin penaltı abi. Sonra hakem diğer hakemlerle konuştu, bu sırada sürekli ıslıklandı. Var denilen ekranda pozisyonu izleme kararı aldığında ise ıslıkların dozajı arttı. Mustafa da ıslıklayanlar arasındaydı. Mustafa sen az evvel penaltı olduğunu gördün, neden ıslıklıyorsun dediğimde olsun abi baskı altına almak lazım hakemi, doğru karar helal olsun mu diyelim yani demesi ile şaşkına döndüm. Alper Doğan da konuşmalarımızı duymuş, ıslıklamayı bırakıp kıkır kıkır gülmeye başlamıştı. Kıymetli kardeşim Mustafa’nın adalet konusundaki hassasiyetinden zerre şüphe duymamakla birlikte “taraftar” olmanın zehirli tesirleri beni fazlasıyla düşündürdü. Taraftar gözlüğü adaleti yerle bir ediyor. Bir kurumun, bir cemaatin, bir yapının, bir milletin ferdi olabiliriz. Ama taraftarı olmayalım. Hamaset içeren eylemlerden ve söylemlerden uzak duralım. Adaletsizliğe sürükleyecek bir tarafgirliğin içerisinde olmayıp kendimizi eleştirmeyi ve hatamızı kabul etmeyi de bilelim. Ne demişti Akif;

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

-Maç 3-3 bitti. Son dakikada yenilen gol ile taraftarlar gerildi, oyuncular üzüldü. Fenerbahçe teknik direktörü ise maç sonunda herkesi bir araya toplamaya çalışıyordu. Bunu da başardı. Tüm oyuncuları tek tek gidip ayağa kaldırdı ve orta sahada kenetledi. Bir konuşma yaptı ve her birinin sırtını sıvazladı. İşte lider olmanın zor mesuliyeti diye geçirdim içimden. Herkes yıkılsa ve sen de kahrolsan da vazgeçmemen ve düşeni kaldırmaya çalışman gerekiyor. En ufak bir hata görünce elmas gibi gençlere kömür muamelesi yapan, onları değersiz hissettirecek cümleler kuran, başarısızlık sonrası bir tekme de söylemleri ile vuran abilerimize, hocalarımıza, büyüklerimize, anne ve babalarımıza ne büyük bir örneklik. Her ne olursa olsun düşeni kaldırmak ve gençlerin sırtını sıvazlamak gerekiyor. Ya onlar ile kazanacak ya da onlar ile kaybedeceğiz…Bu aziz hatırayı birlikte yaşadığım, yazıda da kendilerinden bol bol bahsettiğim canım kardeşlerim Alper Doğan, Mahmud Selim Şadoğlu ve Mustafa Tuncay kardeşlerimle yolumu kesiştirdiği için Allah’a hamd ediyorum. Benim maçtan anladıklarım bunlar oldu. Ee ne demişler; futbol asla sadece futbol değildir…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu