İnceleme - Araştırma

Mostar Köprüsünden Atlayamadım

Latincede Mostar, köprü anlamına gelmektedir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde, “Süleyman Han öyle bir köprü yaptırmıştır ki dünyada ona denk büyük bir köprü yoktur. Sanki gökkuşağı olup, Samanyolu olup, bir kayadan bir kayaya kemer ekmiştir. Sanki şehirler şehri Bağdat’ta cennet kemeridir. Tüm köprülerden seyre değer. İbret verici eşsiz, benzsersiz olan Mostar Köprüsü’nü; Arap, Acem, Rum ve Firengistan’da Horasan Belh’i Buhara’ya kadar gezmişliğimiz var, bu hakir böyle yüksek bir köprüyü yeryüzünde görmemiştir. Mostar Köprüsü göklere baş uzatmış, bir kayadan bir kayaya havernak kemeri gibi atılmış, yüksek köprüdür ki aşağı bakanın ödü yarılır.” diye geçer.

Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin Mostar şehrinden geçen Neretva Nehri üzerinde Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında Kanuni Sultan Süleyman Han’ın emriyle inşa edilen köprüdür. Mimar Hayreddin, köprü için 456 kalıp taş kullanmıştır. Köprü, çevresindeki kente adını da vermiştir. Mostar, Hersek bölgesinin ana kenti konumuna gelmiştir.

Neretva Nehri’nden 24 metre yüksekte, 30 metre uzunluğunda, 4 metre genişliğinde olan Mostar Köprüsü, dönemine göre gelişmiş bir teknolojiyle inşa edilmiştir.   Köprü, şehirde ticareti canlandırmış ve zenginleştirmiştir. Mostar Köprüsü, cesur sporcular tarafından yıllarca bir atlama platformu olarak kullanılmıştır. Geleneğe göre şehrin erkekleri, nişanlılarına cesaretlerini ispatlamak için düğün öncesinde köprüden atlarlarmış.   Mostar’dan atlayış geleneği eskiye dayanıyormuş. Evliya çelebi Seyahatnamesi’nde köprünün her iki ucunda bulunan kulelerde dönemin ileri gelen vezirlerinin durduğunu, şehrin gençlerinin köprüden kendilerini aşağıya Neretva nehrinin soğuk sularına bıraktığını, daha sonra sudan çıkarak kule dibinde bekleyen vezirlerin yanına gelip vezirlerden bahşiş aldıklarını ifade etmiştir. Bosna-Hersek’te başlayan iç savaş sırasında Mostar Köprüsü’ne ilk saldırıyı 1992’de Sırplar düzenlemiştir. 9 Kasım 1993’te Hırvat tankları köprüye daha büyük bir zarar veren saldırılarını başlatmıştır. Kasım ayının sonunda köprü tamamen yıkılmıştır. Dev taşları, Neretva Nehri’nin sularına gömülmüştür. Mostar Köprüsü, yüzyıllar boyunca Bosna’da hoşgörü ve kültürel çeşitliliğin sembolüydü ve 427 yıldır ayaktaydı. Şehrin Müslüman ve Hırvat kesimini birbirine bağlıyordu. Köprünün yıkımı, Mostar’ın çok uluslu mirasının reddedilmesi anlamına geliyordu. Savaş sonrasında İngiliz güçleri yıkılan köprünün yerine geçici bir demir köprü yapmıştı. Mostar civarındaki diğer köprüler de tahrip edildiğinden, nehrin iki yakasını birleştiren tek yapı olarak bu köprü kaldı.

Mostar Köprüsü’nün eski hâline uygun olarak yeniden inşası çalışmaları (TİKA) UNESCO ve Dünya Bankası’nın desteğiyle 1997’de başladı. Köprünün inşaatını Türk şirketi olan ER-BU üstlendi. Macar ordusundan dalgıçlar orijinal taşları nehir yatağından bulup vinçlerle çıkardı. Suyun içinde bozulmaya uğrayan taşlar yapıda kullanılamadığından orijinal taşların çıkarıldığı günümüzde kapalı olan taş ocağı tekrar bu iş için açılıp aynı ocaktan çıkarılan taşlar köprünün yapımında kullanıldı. Orijinal modele sadık kalan şirket, köprünün temellerini de sağlamlaştırdı. 30 metre uzunluğundaki, 24 metre yüksekliğindeki köprünün kemerindeki çalışma Haziran 2002’de başladı. Kilit taşı Ağustos 2003’te yerine konuldu.

İnşaatı tamamlanan Mostar Köprüsü, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çok sayıda devletin temsilcilerinin hazır bulunduğu bir törenle, İngiliz Prensi Charles tarafından 23 Temmuz 2004 tarihinde açıldı. Açılışı, çok sayıda televizyon ekibi naklen yayınla seyircilerine ulaştırmıştır.

Mostar Köprüsü, eski Mostar şehriyle birlikte 2005 yılında Dünya Miras Listesi’ne eklenmiştir. Bugün çok uluslu bir yönetim tarafından idare edilen Mostar’da savaş döneminde başlayan bölünmeler hâlâ devam etmektedir. Hırvatlar nehrin batısında, Müslümanlar ise doğusunda hayatlarını sürdürüyor. Mostar Köprüsü’nün tarihi taşlarının bir kısmı sularda kaybolsa da kalanlar şahitlik etmiştir hüzün şehri Bosna’nın yaşadıklarına. Ah şu taşların dili olsa. Yok mudur dersiniz? Belki de vardır, duyana. Muzaffer Ozak Hazretleri’nin dediği gibi; “Köre nedir köre ne, duyanadır duyana, sağır nice uyana.”

Taşlar da konuşur anlayana. Sporcu gençlerin şen şakrak kahkahalar eşliğinde atlayışlarını, nişanlıların mutluluklarını, beldede yaşayan insanların ıstırabını söyler. Ayrılıkları haykırır. Ve zamanın sesi olur işiten kulaklara.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu