İnceleme - Araştırma

Tarihsel Süreçte Türk Aile Kurumunun Dönüşümü: Dünü Bugünü

Günümüzde aile müessesesi sosyolojik ve kamusal tartışmalar arasında ilgi çeken konular arasında en önemli yeri teşkil ediyor. Bir toplumun yapısını oluşturan, ilişkilerini belirleyen belirli toplumsal kurumları vardır. Bu toplumsal kurumlardan; ekonomi kurumu, mal ve hizmetlerin üretimi, tüketimi ve dağıtım işlevlerini yerine getirir. Eğitim kurumu, bilginin ve kültürel değerlerin bir nesilden ötekine aktarılmasını sağlar. Devlet, belli bir toplumda yaşayan insanların hak, görev, sorumluluk ve davranışlarının kontrolünü elinde tutan siyasal kurumdur. Aile ise; sosyalleşme sürecinin ilk ortaya çıktığı kültürel mirasın nesilden nesle aktarıldığı; biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal görevleri olan sosyal bir kurumdur. Bu kurumların içerisinde aile, diğer kurumlara temel teşkil eden önemli bir fonksiyon üstlenmiştir. Çünkü toplumların ilk gelişme safhalarında, “din, devlet, eğitim, ekonomi gibi diğer sosyal kurumlar öncelikle aile sistemleri içerisinde şekillendiler ve geliştiler, sonraları bu kurumlar kültürel gelişme ile birlikte aileden bağımsız hâle geldiler.”

Bizi bir bütün yapan müessese ailedir. Aileler anne, baba ve çocuklardan meydana gelmektedir. Aile fertlerin bir arada olmasıdır. Aile toplumun temel yapısını oluşturur. Toplumun yapı taşlarını oluşturan fertler, saygı ve sevgiyi birbirlerine karşı olan destekleri paylaşımları birbirlerine olan bağlılıkları büyük ehemmiyet taşır. Sosyal bir olgu olan aile kavramı kimi zaman bir önceki neslin de dâhil edilmesiyle genişletilmektedir. Aile her toplumda her milletten insanda kutsal sayılan bir kavramdır. Ailelerimizle çekinmeden korkmadan her şeyimizi paylaşabiliriz.

Bizi mutlu eden, zor zamanlarımızda yanımızda olan, bir ve beraber olmamızı sağlayan en önemli unsur ailedir. Aile, her açıdan güven duyduğumuz sevgi bağı ile bağlı olduğumuz kurumdur. İnsan olarak doğal bir şekilde mutluluğu ya da hüznü her zaman başkaları ile paylaşma ihtiyacı hissederiz. Bu kimi zaman yakın bir arkadaş olurken çoğunlukla bir aile bireyi olabilir. Yapılan pek çok araştırmada, ailesi olmadan büyüyen çocukların gelecekte birçok sorun ile karşılaştığı görülmüştür. Bu nedenle ailenin hayatımızda ki önemi daha da artmaktadır. Tarihsel süreç incelendiğinde aile kurumu değişim ve dönüşüm göstermiş, toplumların yaşadığı çeşitli süreçlerden etkilenmiştir. Türk aile yapısını ele aldığımızda, bu etkileşimi ayrıntılı olarak görmekteyiz. Türk kültür yapısında devletin ve toplumsal hayatın esasını aile oluşturmaktadır. Türklerin, dünyanın dört bucağına dağılmalarına rağmen, varlıklarını korumaları aile yapısına verdikleri büyük ehemmiyetten ileri gelmiştir. Türk devlet töresi ve Türk aile yapısı, birbirinden ayrılmaz iki önemli bütün olarak karşımıza çıkmaktadır. Türklere göre gök kubbe devletin, çadır ise ailenin birer örtüsü idi. İtil Volga Bulgarları’nın İslam’ı kabulü, Karahanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han’ın İslamiyeti tanıması, Türk aile yapısının İslamiyet ile birlikte yeni bir şekil kazanmasına neden olmuştur. İslâm ile birlikte en önemli değişiklik, ise şüphesiz dünyayı algılama ve yaşama biçimidir. İslamiyet ve değişen siyasal, coğrafi şartlarla birlikte göçebe hayattan yerleşik hayata geçen Türklerin aile yapısındada farklılaşma gözlenmiştir. İslamiyet etkisindeki Türk aile modelindeki en dikkat çekici değişimin Osmanlı devletinde gerçekleştiği söylenebilir. Osmanlı aile yapısındaki değişim bölgesel olarak karşımıza çıkmaktadır.

Osmanlı ailesi ve konumuna baktığımızda; günlük yaşam ve üretimde Osmanlı ailesi çekirdek ailenin yaşam kalıplarından çok, büyük ailenin yaşam ve üretim kalıplarına uymaya meyillidir. Çekirdek aile Osmanlı kent yaşamı dışında hayatın sürdürülmesi bakımından uygun değildi. Osmanlı’da ailenin üretimi, yıllık tüketim stoklarını hazırlaması, kırsal alandaki iş bölümü, ailenin güvenliğinin sağlanması bakımından üç kuşağın bir arada barınmasına uygundur. Bu kültür mirasının aktarımı içinde gereklidir.

Aile içi eğitimde çocukların eğitimi kuşaklar tarafından yerine getirilir. Tüketime yönelik malzeme yiyecek, giyecek birlikte üretilir. Aile, ferdin hayatında bağlarının hiç gevşemeyeceği temel ve tek kurumdu. Her sorun orda çözülür, her destek orda bulunurdu. Ailenin korunması, parçalanmaması en çok dikkat edilen husustu.

Osmanlı ev yapılarıda geniş ailelerin barınma tarzına uygun olarak dizayn edilmişti. Osmanlı ev yapısı içerisinde “avlu”, “hayat”, “bahçe” olarak adlandırılan mekânların büyük bir önemi vardır. Etrafı duvarlarla çevrili bu alan hem ailenin mahremiyetini koruyor, hem de çocuklar için güzel bir oyun alanı ortaya çıkarıyordu. Burada son olarak Osmanlı estetiğinin ulaştığı mertebeyi izah etmek açısından kapı tokmakları üzerinde de durmakta fayda vardır. Kapı tokmakları eski evlerde bugünkü “zil” yerine kullanılan pratik bir çözümdür. Bunlar, kapı kanatlarından birinin veya ikisinin üstüne ortalama bir insanın elinin rahatlıkla yetişebileceği yüksekliğe konurdu. Zarif şekillerde yapılan kapı tokmakları takıldığı yerde hareketli olacak şekilde imal edilirdi. Vurulduğu zaman tok bir ses çıkararak ev sahibini haberdar ederdi. Kapı üzerinde biri ince, küçük ve tiz ses çıkaran kadın eli şeklinde, diğeri ise kalın, iri yapılı ve tok ses çıkaran erkek eli şeklinde farklı iki kapı tokmağı konulurdu. Kapıya gelen kişi bir hanım ise ince, tiz ses çıkaran tokmağı; erkek ise kalın, tok ses çıkaran kapı tokmağını çalardı. Böylece hane halkı gelen kimsenin kadın veya erkek olduğunu anlar ve ona göre hazırlanırdı.

Batı’da vuku bulan sanayi inkılabı ve Osmanlı’da yaşanan göçlerin sonucu olarak aile yapısında ciddi farklılaşma gözlenmiş, köyden kente göçler, çekirdek ailenin oluşumuna zemin hazırlamıştır. Cumhuriyet döneminde bu değişim ve dönüşümün hızlandığına şahitlik etmekteyiz. Ekonomik alım gücünün düşmesi, tarım alanlarının azlığı, gecekondulaşma, bu değişimi etkilemiştir. 1940’lı ve 50’li yıllar çekirdek aile sayısını artırırken, 2000’li yıllarda geniş aile yapısı yok olma sürecine girmiştir. Bu da bazı sıkıntıları beraberinde getirmiştir. Kadının ekonomik sürece dâhil olması, çocukları yalnızlığa itmiş, boşanma oranlarının toplumda artışı gözlemlenmiştir. Oluşan iç ve dış göçler, 1990’dan sonra çekirdek aile yaşantısının Türkiye’de %67 oranına yükselmesi ülkemizde sanayileşmenin hızlanması ve kentleşmenin ortaya koyduğu sonuçlar olarak aile hayatını etkilemiştir.

Gün geçmiyor ki; ailenin bozulduğundan bahsetmeyen bir yakınma ortaya çıkmasın. Muhafazakârlar ailenin dağıldığından, sekülerler; ailenin birey için meydana getirdiği kıskaçtan, feministler kadının ezildiğinden, konuyu farklı veçheleri ile tartışmaya devam ediyor. Ama bir gerçek var ki; “Geniş aile çekirdek aileye, çekirdek ailede çözülmeye ve tekli yaşama dönüşmeye başladı. Unutmayalım, aile çözülürse, millet çözülür.”

Kaynakça:

1) AKTAY, Yasin (2004), “Modern Dünyada Ailenin Toplumsal Dönüşümü ve Muhtemel Geleceği Üzerine Mülahazalar”, Fikir Dünyası Düşünce Dergisi, Sayı 2, ss. 70-77, İstanbul.
2) BAŞER, Sait (2007), Kut ve Töre, Trabzon Valiliği Kültür Yayınları, Trabzon.
3) CANATAN, Kadir ve Ergün Yıldırım (2011), Aile Sosyolojisi, Açılım Kitap, İstanbul.
4) GENCER, Zeynep (2012), “İslam’da Çalışma Hayatında Kadın”, Farabi Dergisi, Sayı 2.
5) Ali Akdoğan, “Geleneksel Geniş Aileden Modern Çekirdek Aileye Geçişte Dini Hayattaki Değişim”, Harran Ünv. İlahiyat Fak. Dergisi, 2002, S. III, s. 37.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu