Deneme

Toplumun Yapı Taşı Aile

Bir duvarın sağlamlığı nasıl ki o duvarı meydana getiren tuğlalara ve işçiliğine bağlıysa ailelerden müteşekkil toplumların istikbali de ailelerin sağlamlığına bağlıdır. Çünkü aileler çökertilmeden bir toplumun bozulması söz konusu olamaz. Aile duvarını oluşturan tuğlalar nelerdir sorusuna sadakat, vefa, namus, dürüstlük, aşırı olmamak kaydıyla kıskançlık, şefkat, din, ahlak, merhamet duyguları şeklinde isimlendirebilir ve bunları daha da fazla çoğaltabiliriz.  Osmanlı döneminde aile konusuna çok önem verilmiş ve altı asırlık hayatiyetinde aile binası sağlam temeller üzerine inşa edilmiştir. Elbette bu konuda en önemli etken; dinî ve dinden ilham alan ahlâki unsurlardır. Büyükanne ve büyükbabaların da içinde olduğu geniş ailelerde aynı ev içerisinde annelerden kızlarına, kayınvalidelerden gelinlere başta olmak üzere büyüklerden sonraki kuşaklara tecrübe aktarımı sürekli devam ettiği için aile kültürü de devam edebilmekteydi. Günümüzde ise bu eksikliği sadece anne, baba ve çocuktan müteşekkil çekirdek aile bazında değil toplum zaviyesinden bakınca da net olarak görebilmekteyiz.

Günümüzde belki de en önemli aile sorunlarından biri haline gelen aile içi iletişim konusu maalesef giderek büyümekte ve bu konuda uzman desteği olmadan çözüm bulamayacak aile sayıları artmaktadır. Büyüklere saygının, küçüklere şefkatin hâkim olduğu; aile dediğimiz bu kutsal müessesenin kırmızı çizgilerinin muhafaza edildiği Osmanlı devri ve öncesinde aile içindeki hiyerarşik saygınlığın en güzel misalleri açıkça görülmektedir.

Ecdadından aldığı manevi terbiyeyi muhafaza ederek sorumluluğunun idrakinde olan insanları tenzih ediyoruz ama günümüzde aile fertleri çok kere aynı mekânın çatısı altında ama farklı dünyalarda yaşıyor. Tıpkı hastane koğuşundaki hastaların, asker ocağındaki erlerin belirli bir süre için aynı çatı altındaki beraberliği gibi… Anne ayrı, baba ayrı, çocukları cinsiyetine ve yaşına göre ayrı dünyanın aktörü gibi yaşıyor…

Ailenin bağlı olduğu bu mekânın asıl mimarı kadındır. Erkek her ne kadar aile binasının taşıyıcı kolonu olsa da atalarımızın “Yuvayı dişi kuş yapar sözü” bu manada çok mühimdir. Bir ailede erkek hâkim noktada görünse de aslında bunun arkasındaki baskın karakter daima kadındır. Çünkü toplum, kadınların dünyaya getirdiği fertlerden meydana gelir. Boş bir kalp ve boş beyin ile tertemiz dünyaya gelen bir çocuğun gözünü açtığında ilk görmeye ve sesini duymaya başladığı kişi annedir. Annelerin elinde yetişen çocuklar yarınların ebeveynleri, öğretmenleri, hekimleri, yöneticileri oluyor. Bu sebeple ailede kadının rolü çok önemlidir. Aile içinde kadın ve erkek, vazifelerini tam olarak öğrenmeden bir yuva kurmuşlarsa yolda karşılaştığı fırtınalarla nasıl baş edeceğini bilemeyip faciaya sebep olan amatör kaptan durumuna düşüyorlar. Endişe kaynağı olmakla kalmayıp gemiyi limana getirmekte de başarısız oluyorlar. Bu konuda Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın verdiği misal çok yerindedir. “Hidrojen ve oksijen atomları atmosferde özgürdür. Ama ne zaman ki 2 hidrojen ve bir oksijen atomu bir araya gelirse su molekülünü oluşturur. Su gibi bir hayat kaynağı meydana gelmiştir ama artık özgürlüklerini kaybetmişlerdir. Kişi bekârken istediğini yapmakta özgürdür. Fakat evlenince özgürlüğünü kaybeder ama toplumları meydana getiren aileyi oluştururlar. Artık yalnız değillerdir, her hareketinde ailesinin diğer fertlerini de düşünerek sorumlu hareket etmek zorundadır.”

Ailelerde kopukluğa sebep olan büyük huzursuzluklar genelde dış sebeplerden kaynaklanır. Boşanma oranlarının arttığı evlenme oranlarının düştüğü günümüzde maalesef içinde bulunduğumuz netice tıpkı Batı toplumlarındaki gibi olmaktadır. Sanayi devrimini bizden çok önceleri gerçekleştirmiş olan Batı, ilim ve teknikte bizden önce başladığı bu koşuda, aile kurumunu ayakta tutmayı başaramadığı için aile değerlerini de birer birer kaybetmiştir. Sadakatin kaybolduğu, ahlaki çöküntünün zirve yaptığı, sahip çıkmakta ve yetiştirmekte aciz kaldıkları için çocuk yapmayı bırakan ve geleceği olmayan bir toplum haline geldiler. Nesli tükenmeye yüz tutan Batı’da gerekli iş gücünü bile dışarıdan mülteciler yoluyla sağlamaya çalışan bazı ülkelerin, başarılı birçok şirketi mirasçı bulamadıkları için kapanmaya yüz tuttu.

Ülkemizde de hâkimiyetini korumaya çalışan kapitalizmin dayattığı bencil egoist mutluluk reçetelerinin bugün birer birer çöktüğünü görüyoruz. Bir ağacı kurutmak için balta ile uğraşmak yerine o ağaca giden suyolunu kesmek daha kesin bir çözüm olduğu için ilk önce aile ağacını besleyen suyollarını kapatıp kurutmaya çalışıyorlar. Ailede güven kaybolunca maalesef toplumda da güven kayboluyor. Boşanmalar neden artıyor? Gençler neden evlenmekten korkuyor? Neden mutlu aile görmekte zorlanıyorlar? İşe çocuklardan başlayalım, çocuklara küçükten verilmeyen güzel ahlak, inanç, büyüklere saygı, küçüklere merhamet, yardımseverlik, dürüstlük, namus gibi kavramlar daha sonra çok büyük bedeller ödenmesine rağmen verilememektedir. Yaşken eğilmesi gereken ağaç kuruduktan sonra eğilmez ancak kırılabilirdi. Anne babalar çocuklarını mükemmel yetiştirebilmek için en iyi okullara en iyi öğretmenlere gönderseler de kendi sorumluluklarını yerine getirmedikçe en iyi öğrenci olarak o okullardan diplomalarını almalarını sağlayamazlar. İçinde bulunduğumuz dijital çağda cep telefonları vasıtasıyla internetin girmediği hiçbir ev, hiçbir okul, Kur’an kursu, hiçbir kurum kalmadı maalesef. Haddi zatında internet kötü bir şey değildir, bilakis sosyal hayatımızda bize birçok kolaylıklar sağlasa da süzgeç kullanılmadan doldurulan bu havuz, içinde temiz ve kirli, güzel ve çirkin, iyi ve kötüyü aynı bünyede barındırmaktadır.

Hâsılı kelâm, aile kurumunu kurtarmadan toplum kurtarılamaz. Toplumların yıkılmasının önüne geçmeden de medeniyetleri ayakta tutmak mümkün olamaz. Başarılı toplumda erkeğin ve kadının vazifeleri dersini geçmeden bu konuda hiçbir şeyi düzeltemeyiz. Bazen büyük felaketlerle karşı karşıya kalırız. 6 Şubat 2023 gecesi yaşadığımız ve on bir ilimizi ve on dört milyon insanımızı direk etkisi altına alan Kahramanmaraş depreminde olduğu gibi bir şehrin neredeyse bütün binaları yıkılabilir, on binlerce insan ölebilir ve milyonlarca insan evsiz kalabilir. Fakat daha öncesinde ahlaklı ve sağlam olan bir toplum, yıkılan bütün binalarını tekrar yapabilir, eksilen nüfusunu tamamlayabilir belki eskisinden de daha kuvvetli bir şekilde hayatını idame ettirebilir. Fakat ahlaki çöküntünün olduğu manevi depremler ve onların verdiği tahribat onlarca sene geçse de kolay kolay tahribatı giderilememektedir. Tıpkı dışarıdan şiddete maruz kalan, darp edilen bir insanın bunlara dayanabilirken gözle görülmeyen küçük bir mikroba yenik düşüp vefat etmesi gibi.

Bugün geniş ailelerdeki tecrübe aktarımından mahrum olan, bir aile içinde vazifesini, sorumluluk sınırlarını bilmeyen yetersiz fertlerin kurduğu başarısız evlilikler neticesinde depresyon sürecine girdikleri günümüzde şunu daha iyi fark ediyoruz ki; araç kullanmak için bile ehliyet kurslarına gidip eğitim almak nasıl ki bir mecburiyetse aile kurmadan önce bunun eğitimini almak da mecburi hale geldi… Aile kuracak olanlara sadakat, vefa, dürüstlük, muhabbet ve güven gibi ana unsurların ehemmiyetini tek tek anlatmak şart… Güven vermeyen bir eş adayının o boşluğu başka bir hasletle dolduramayacağı öğretilmeli…

Allah bizlere, ülkemizi emanet edeceğimiz, imanlı, ihlaslı, kalpleri Allah korkusu ve muhabbetiyle dolu, kul hakkına riayet eden, topluma karşı sorumluluklarının bilincinde pırıl pırıl nesiller yetiştirmeyi nasip etsin… Vesselâm…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu