Deneme

Üç Pervane

Herhalde simyası en kuvvetli ve fakat anlatması en zor mefhumdur aşk. Kime sorsan, kesin bir cevaba ulaşamazsın. Ben ol da bil mi? İkiyken bir olmak mı? Ya da beni benden ayırarak, benden ziyade sen olmak mı? Öyle muallakta, öyle derin ve girift bir husus ki, tasvirden başka izahı yok.

Bu da hakikat ile insan arasındaki perdenin, bütünüyle yırtılamayacağını ispat eder. Hani şairin bir pencere ardından dışarıyı izlemesi gibi; nazarında her şey görünebilir, fakat bu tam manasıyla görünenin zahir olduğu anlamına gelmez. Aradaki cam onu hakikatten ayırır çünkü. Tasavvur da buradan doğar; berrak bir gerçekle anlatacak görüyü bulamazsın, onu sadece tarif edebilirsin.

Pîrimiz Ferîdüddin Attâr’ın aşk üzerine güzel bir tasvir hikâyesi vardır mesela. Üç pervane üçü de ateşe âşık olurlar. Onun çevresinde dönerler; her ayrıldıklarındaysa içine doğru çekilirler. (Bu çekim, kâinatın yaradılışı, nizamı; maddenin atom -elektron ilişkisine de benzer ayrıca.) Nitekim pervanelerden biri, ateşe bakar ve aşkı ben biliyorum, der; zira gördüğünü aşk zanneder. Öteki biri ateşe yaklaştıkça yaklaşır, ona kanadıyla dokunur. Bunun üzerine, ben aşkın nasıl yaktığını, nasıl da kavurduğunu biliyorum, der; o da dokunduğunu aşk zanneder. Üçüncü pervaneyse ateşe atlar ve orada yanar tutuşur! Artık sözden nakıs kalmıştır ve bir şey söyleyemez. Ona aşktan sual olunmaz da. Zira hakiki aşkın ne demek olduğunu yalnız o bilir!

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu